9.12.2008

istiyorum-istemiyorum - iki

istiyorum ki göründüğü gibi olmayanlar, hayatta sadece göründüğü gibi olmayanlara görünsün. diğerleri, uzunharmanlar'da bir davetsiz misafir olsun.
küller küllere, toprak toprağa, tozlar tozlara...

9.11.2008

ben ayşe nasılım - yedi

















ben ayşe.
leslie caron'u severim.
siz?

ben ayşe nasılım - altı

içten bir yengeç o.
ayaklarına ilk deniz kumu geldiğinde bundan hoşlanmadı.
ayakları denize ilk değdiğinde, o koskoca suyun derinliğinde kaybolacağını düşündü.

ilk bikinisi, küçücük popoya kocaman geldi.
gidilip en en en küçüğü alındı.
altındaki bez çıkarıldı.
giyinmeyi sevmeyen o ayşe, bikinisi giydirilirken hiç sesini çıkarmadı.

banyolardan çıkmamak için zaten tantana çıkarıyordu.
denizin de hayranı oldu.
onu çıkarmaya kalkışanlara yumruğunu sıktı.
itiraz etti.
eve gidip küçük havuzuna girmek istedi.
o havuzdan da çıkmak istemedi.

denizi, suyu, güneşi, kumu hep çok sevecek.

9.08.2008

bu kış neler yapılsın?



bu yaz neler yapılsın listesinde iki eksik oldu. mojito ve sangria. sangria'nın yazın sonuna doğru mebzul miktarda tüketilmesi, ev ahalisinin eksiğini kapatmaz, arayı doldurmak zorundayız. şöyle ki:

"e, n'apçaz, yapamadık bunları"
"yapsak yine, mojito mesela, olmaz mı kış kış?"
"hayır, konsepte uygun değil"
"buldum! blody marry!"
"biliyor musun yapmayı?"
"evet ki"

o karabiber merhem olur, iner boğazdan aşağıya.

ama yaz listesindeki vişne likörü yapıldı, demlenmeyi bekliyor. zaten çıkılan gezilerdeki köy pazarlarından alınan apacı biberler yeter bize bütün kış. kendilerinden dört çeşit turşu hazırda bekliyor bile. domatesli, sirkeli, soslu ve kuru olmak üzere...

31 eylül'de bazılarını görücüye çıkaracağız.
listeye o sırada eklenecekler de pek yakında!

8.28.2008

bi' an - yirmiüç


"benküçükkulplubardaktabiaçıkçayalabilirmiyim" dedim.
bunu aynen böyle söyledim.
ve o sırada konuşabiliyor olmaktan çok hoşnut oldum.
bi' dili konuşabiliyor olmaktan...

8.26.2008

öyle


masal-gerçek-gerçek-masal

8.22.2008

istiyorum-istemiyorum

hiç kimse hakkında, yeni ve bildiğimden farklı en ufak bir enformasyon duymak istemiyorum.
onların aslında öyle değil de böyle olduğunu bilmek istemiyorum.
herkesin göründüğü gibi olduğuna inanmak istiyorum.
herkes zihnimde olduğu gibi kalsın istiyorum.
istiyorum-istemiyorum.

bi' an - yirmiiki




- (fısıldayarak) tom york dinleyen bir taksici, inanmak mümkün değil.
- abi ben de bunu seviyorum, ne yapayım?
- sen bana numaranı versene!

8.18.2008

(korkunçlu) bi' an - yirmibir


"ÇABUK

OLDUĞUN

YERDEN

GERİYE

DOĞRU

YÜZMEYE

BAŞLA!"

ben ayşe nasılım - beş

onun için, öpmek, teşekkür etmek demek.
bayat bayat "beni bi' öp, bi' öp" diyemezsin ona.
mesela ayakkabı bağcığını bağladığında, sana karşı şefkatini ve minnetini göstermek için, kucağında kafasını döndürüp dudağını tam senin yanağına denk getirir ve sapsakin bir öpücük kondurur.
sorgusuz bir öpücük.
sonsuza kadar o ayakkabıyı bağlıyor olmak istersin.
veya onu banyo yapması için küvete yerleştirdiğinde, coşkusundan ne yapacağını bilemez ve yapıştırır bi' tane...
eğer şanslıysan dudağına rastlar o dudak ve böylece o ince dudağın nasıl bi' yumuşaklıkta olduğunu anlama zevkine erişirsin.
ama ona asla "öp, öp" dememelisin, hep "babayı" alırsın!

8.13.2008

bi' an - yirmi

"n.ç.'nin hayatta yaptığı en iyi şey ne peki"
"bu"


çok olmadığımız kesin

çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı

solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız
bu da itirazın ikinci şartı

ben ayşe nasılım - dört

yürümek için aylarca bekledi.
rüyasında tavşanlar gibi hoplaya zıplaya yürüdüğünü görüyordu.
kendisinin de yürüyebileceğini anladığı o anda, çok heyecanlandı.
iki elini de açıp havaya kaldırarak dengesini sağladı o günlerde.
düştü, kalktı, düştü, kalktı.
hiç bir düşüşünde ağlamadı, kalktı.
ilk bir kaç adımı attığı günü kahkahalarla karşıladı.
ağzını yarım metre açarak ve o küçük dili bize göstere göstere attığı kahkahalarla.
yürüdüğü gün birbirimize sarılmadık, ama onu arkasından hayran hayran izledik.
en çok parmak uçlarına basarak bir yere tutunduğu zamanlar aklımızda kalacak. o topuk!

8.12.2008

bi' an - ondokuz

"ben en çok denizin dibine sırtüstü dalıp gözlerimi açıp taa güneşe bakmayı seviyorum"

8.05.2008

ben ayşe nasılım - üç


"bebek yüzü buruşturması" oyununu çok güzel oynar.
istediği zaman yapar, istemediği zaman yapmaz.
kimse ona karışamaz.

7.31.2008

bi' an - onsekiz

s: 'içkileriniz bitince çıkalım' diyor.
nasıl biliyor bunların hepsini?

7.24.2008

ben ayşe, nasılım - iki

onun için yumruklar çok, ama çok önemli.
ellerini yumruk yapmayı öğrendiğinden beri, o yumruk nelere nelere kâdir oldu.


yumruklarıyla kızar, sever, sevinir, delirir.

öyle ona özgü ki bu...
hiç bir zaman "kimden öğrendi" diye düşündürtmedi.
yaptı ve oldu!

7.22.2008

bi' an - onyedi


mbs: "sen bu şarkıdaki değilsin, bu şarkı sensin"


Discover U2!


bi' an - onaltı

bi' an, ama bu ileride yaşanacak:

işte bu şarkı çalıyor, beyaz tüller, balkon kapısından dışarıya sarkıntılık yapıyor.

balkon kapısının arkasında deniz var.

yerde hafif terlikler, duvarda mavi tülden bir şal.

oda tuzlu, vakit öğleden sonra-neredeyse akşamüstü.

bir saatlik öğleden sonra uykusunun üstü.

rüzgâr nasıl da beyaz tülleri aşıp şalı yalıyor.

tuzluyum-tatlıyım.


Discover Paris Combo!

7.18.2008

ben ayşe, nasılım?


yere yakın bir kişi olduğu için göktekilerden çok, yerdekilerle ilgilidir. yerdekilerin de mümkünse en küçükleriyle.

kopmuş bir böcek bacağı, bir toz parçası, toprak tanesi, halı tüyü veya giysi yünü hep onun ilgi alanındadır.

yerde bunlardan birisini gördüğü anda, hayatta ondan daha ilgilenilesi bir iş yoktur.

ve onu alıkoymaya kalkarsan, sana fırça atar, yumruk sıkar, olmayan dişlerini gıcırdatır.

o "şey"i görür, o esnada önemli iki yardımcı oyuncu vardır: sağ elin baş ve işaret parmağı ile ağız.

elin parmakları, yavaş, ama emin hareketlerle ona uzanır. yanyana üç "şey" varsa, en küçüğüne doğru ama... alır ve hemen ağzına atar.

o "şey"in ağza atılışı sırasında cenahtaki kişilere kesik atar. herhangi bir uyarı gelmezse o "şey" i ağzında eririr-çevirir, tadının yeterince güzel olmadığı anlaşıldığında, ekşi bir yüz ifadesiyle çıkarılır.

uyarı gelirse direnir. çıkarmaz, önce o anlayacaktır çünkü tadının hoş olup olmadığını, cenahtakiler değil!

7.16.2008

bugün!

geçen sene bugün.
erkenden kalktık, çantalarımızı, azıklarımızı hazırladık.
hastanenin bahçesinde fotoğraf çektirdik.

akasyalara bakan odaya üs kurduk, ayşegül kızı üssü!
çok haber verdik, çok haber aldık o gün.
ilk gecesi biraz ağlamalı geçti.
ikincisinde tecrübeliydik, her ağladığında açıveriyorduk musluğu.

ağlamayı kesen ses dünyasına gezinti, daha sonra fön makinesi, elektrik süpürgesi, çamaşır makinesi ile devam edecekti.

akasyalara bakan odada doğan ayşe.
gözlerimizi çeşitli vesilelerle dolduran ayşe.
uykum kaçtığında hayal ettiğim ayşe.
nazlı, hırt, şefkatli ayşe!