Kürek kemiği, göğüs kafesi, omurga, kafatası, tırnak, bir ağız dolusu diş… Romatizma, bel ağrısı, kemik erimesi. Bol et. Bol kemik. Bol damar. Kilolarca bağırsak. İri göğüsler. Sarkık ciğerler. Ülser, halsizlik, ameliyat, kahkaha, tokat, küfür, tümör, meme, aşk, gözlük, kepek. İş bulur, borç alır, altına kaçırır, yalan söyler, sivilcesini patlatır, kaşınır, öğünür. Fotoğraf çektirir, kırlara koşar, kusar, öper, güler. Ot yer, hayvan yer, kaşınır, uyur. Üzülür, düşünür, korkar.
4.18.2008
4.17.2008
mahrem!
o: bak, eyüp can'a şöyle demiş: "evlilik kurumuna sıcak bakmayabilirim ama seninle evlenmeye bakabilirim". yani nerdeyse o evlilik teklif etmiş gibi.
bu: kapalıçarşıdalarmış.
eyüp can demiş ki, sen evlenmeye karşı mısın?
bu: kapalıçarşıdalarmış.
eyüp can demiş ki, sen evlenmeye karşı mısın?
teorik olarak evet pratik olarak hayır, demiş.
o da nasıl yani, diye sormuş.
başkalarının evliliğine karşıyım, senle evlenmeye değil, demiş
o: biz bunları nerden biliyoruz?
biz bunları neden biliyoruz?
neden?
bu: siyah süt kitabından.
o: ama neden?
bu: çünkü herşey aslına rücu eder.
o: aslına takayım o zaman.
o da nasıl yani, diye sormuş.
başkalarının evliliğine karşıyım, senle evlenmeye değil, demiş
o: biz bunları nerden biliyoruz?
biz bunları neden biliyoruz?
neden?
bu: siyah süt kitabından.
o: ama neden?
bu: çünkü herşey aslına rücu eder.
o: aslına takayım o zaman.
bu: o da hırs nefs hanıma rücu etti işte, can tasavvuf hanıma değil.
bi' an dört
4.16.2008
çokacayipşeyler
aslında dün ben önerdim onu. cokacayipseyleryiyenevarkadasimvar.blogspot.com'u. ama, haksızlık yapmaya gerek var mı? bizimevdecokacayipyiyecekleroluyor.blogspot.com sanki daha uygun. zaten sorun tek kişide değil. keşke öyle olsaydı.- çilekli-muzlu-dondurmalı-hindistan cevizli süt.
- macaron (veya maskoril)
- çilekli bebe muhallebisi
- muzlu bebe bisküüsü
- muzlu ekmek (l., onun ekmek olmadığını söylüyor, ama ekmek!)
- pepino
- yeşil elma suyu
- erik turşusu
- ayva suyu
- cevizli parmak sucuk
- rozbif
- biberli - vanilyalı votka
çok mu şey istiyoruz?
4.14.2008
sevgilinizi terketmenin 50 yolu var

"neden kulağımızın üstüne yatıp unutmuyoruz ki bu konuyu bu gece, dedi bana
inanıyorum ki sabah olduğunda aydınlanacak bütün gerçekler
bir kez daha öperken beni, farkına vardım ki pek de haksız sayılmazdı
elli farklı yolu olmalı sevdiğini terketmenin, elli farklı yolu"
ne oldu?
çocukları sevmezdi, şimdi sevdiği en az iki tane var.dilencilerden nefret ederdi. geçen gün gözü bir dilenciye takıldı, uzun uzun baktı.
deli gibi çalışırdı. çok. bir zamandan beri "boş işler bunlar" diye düşünüyor.
hayatının bir zamanında sefil olmaktan ruh gibi korkardı. şimdi bakıyor da öğrenciliğinde o kadar kötü bir hayat yaşamamış. sefaletin o türlüsü de güzelmiş hatta belki.
sevgilisiyle o basık, sigara kokulu barlara gitmemek için akla karayı seçerdi. son günlerde onunla oralarda karşılaşmak için yapmadığı şey kalmadı.
inceliği çoğu zaman gereksiz bir teferruat gibi görürdü. bir zamandan beri yaptığı sürprizli tatlılıkların haddi-hesabı yok.
"bana masal anlatma" derken, bugün kendini dünyanın bütün güzel masallarını anlatmaya hazır hissediyor.
kimseye “birbirimizle uğraşmak zorunda mıyız” dememiş olmak için ömründen iki sene vermeye hazır.
4.12.2008
bi' an - dört , küçük öykü iki
bi' an - üç

dört kişi, o metronun içindeyiz. biraz sonra bu istasyonlardan birinde ineceğiz. klasik olarak meydanın oraya gideceğiz ve o kötü minibüslerden birine bineceğiz. berbat sanayi bölgelerinden geçerken gideceğimiz yerin anlatıldığı kadar güzel olup olmadığından şüphe edeceğiz.
bu sokaklara varacağız. önümüze bir müze bekçisi düşecek. doğal rehber bi' nevi...

kapının sağ altında, bir geç sabah kahvaltısının ortasında, o haberi alacağım: kapandı. yakın tarihte bir daha açılmayacak. ben onu şöyle anlayacağım: bir daha hiç açılmayacak. zaten neden ve nasıl vardı ki? bu kadarına da şükür. ey tevekkül!
4.11.2008
bi' an - iki
bi' an
çifte vav

ben de sonsuza kadar öyle yaşayıp gideceğimizi sanmışım. hep...
o gün son defa ağlamışım meğerse. bir daha hiç ağlamadım bunun için ve çok az hüzünlendim. çoğunlukla hiç bi' şeysiz hissettim. ruhsuz da değil. oyuncu gibi de değil. hiç bu kadar gerçek olacağımı düşünmezdim.
o bankanın önünde bir adam bir kadının üstüne yürüyordu, kadının elinde anna karanina vardı.
kadına "sen şımarığın tekisin" diyordu. "hep de öyle kalacaksın".
"galiba sonsuza kadar görüşemeyeceğiz ve ben özlemden öleceğim galiba".
4.09.2008
bir yere gitmiyordum

f.'ye gittim. konuşamayacağımdan korkuyordum, pek öyle olmadı.
fena halde gözlerimin içine bakarak yalan söylediğini gördüm, o da benim gördüğümü gördü. bu, daha öncekilere benzemeyen bir balkon, bu içtiğim sigarayı tanımıyorum, zaten içime çektiğimde tam olarak ciğerlerimi dolduramıyor. daha önceden tretmanı yazılmış bu ânın. üçümüz konuşurken bile üçümüz yokuz orada.
"evet benim yanımda bunları konuşmamalısınız" diyen üçüncü bir kişi bile yok orada aslında. ben ve o beceriksiz yalan varız. çok güzel bir ağustos pazarında konuşuyoruz, o bana diyor ki: sen, sandığın kişi değilsin, ben diyemiyorum ki, sen numara yapıyorsun.
bu, daha öncekilere benzemiyor; ben bir kere daha olsun konuşmak, öfkemi çıkarmak için bile olsa, konuşmak istemiyorum. iki kişinin bildiği yalansa, üçüncünün önünde oynadığımız ne?
evet, neden bir hizmeti eksikli yapıyormuş gibi hissettim kendimi ve bunu neden kimse engellemedi?
iki şey var:
1. rica etmek
2. teşekkür etmek
yok mu?
4.08.2008
yeni ne var?
4.07.2008
hadi bu gece...

Bir gibi yattım, sekiz biranın üstüne sızmaktan başka çarem olmadığını düşünürken çok atraksiyonlu bir gece geçirmeyi başardım. iki kere yastık, üç defa da yatak, kanepe, koltuk değiştirdim. naylondan mamul gece gözlüğüm bi' işe yaramadı.
yataktaki sekseninci pozisyonumu değiştirmek üzereydim ki yanılsamalar kitabı'nı aldım elime. güneş doğmak üzereydi. hector mann öldü, david zimmer'ın sandığımız kadar güçsüz olmadığını anladık. o kadın da öldü. bitti.
7 gibiydi, düşünmeyi umduğum şey şuydu: bitti. vazgeçtim. kalktım, sigara içmedim. kendimi çok az üzgün ve yorgun hissediyordum. birisine bunu söylemem gerekiyordu. e.'ye telefon açtım ve söyledim: vazgeçtim, onun istediği gibi...
birisi, birisine bunu yapıyorsa, onun kendinden vazgeçmesini istiyordur. kimse bana bunun tersini söylemiyor. bana "benden vazgeçme" demiyor.
5odaya da 1salona da...
yataktaki sekseninci pozisyonumu değiştirmek üzereydim ki yanılsamalar kitabı'nı aldım elime. güneş doğmak üzereydi. hector mann öldü, david zimmer'ın sandığımız kadar güçsüz olmadığını anladık. o kadın da öldü. bitti.
7 gibiydi, düşünmeyi umduğum şey şuydu: bitti. vazgeçtim. kalktım, sigara içmedim. kendimi çok az üzgün ve yorgun hissediyordum. birisine bunu söylemem gerekiyordu. e.'ye telefon açtım ve söyledim: vazgeçtim, onun istediği gibi...
birisi, birisine bunu yapıyorsa, onun kendinden vazgeçmesini istiyordur. kimse bana bunun tersini söylemiyor. bana "benden vazgeçme" demiyor.
5odaya da 1salona da...
4.06.2008
yağmur yağsaydı...

uzun zamandan beri düşündüğüm şey bu sefer gerçek oldu. f. ile tartıştık. bu öğle yemeğinde... domates meselesi nerelere vardı ve f çekip gitti. tartışmaya başlar başlamaz, onun kapıdan çıkışını hayal ettim ve bu bana çok iyi geldi. çıksın ve bir daha uzun süre gelmesin istedim. biraz ağladım, hava da ne biçim, bir türlü yağmur yağmadı. bir gün öleceksem, bu, pazar akşamı saat 8 civarında olacak.
nasıl olacak?
ilanı bulamıyoruz. b., bir ara bir yerde gördüğümüze emin, f de gördüğünü söylüyor, ama bulamıyoruz işte. o siteye de bakıyoruz, ama ilan kalkmış. yayınlandığı gün aldığı telefon numarasını arıyoruz, cevap vermiyor.
başka ilanlara da bakıyoruz arada. dört odalı olan vardı, gitmiş. a ile konuştum, çok özendi plana. "keşke ben de yapabilseydim" ama kız var deyip durdu.
f, s ile konuşmuş ve belki o da gelebilir. "ne şans" diyoruz, ne şans ki bu zamanda böyle bir ihtiyaç içindeyiz hepimiz. herkes için en iyi yol bu. başka bir şeyi aklıma bile getirmek istemiyorum. zaten başka türlü nasıl olacak ki? bütün planlarımı bunun üstüne kurdum.
iyi olacak, iyi...
başka ilanlara da bakıyoruz arada. dört odalı olan vardı, gitmiş. a ile konuştum, çok özendi plana. "keşke ben de yapabilseydim" ama kız var deyip durdu.
f, s ile konuşmuş ve belki o da gelebilir. "ne şans" diyoruz, ne şans ki bu zamanda böyle bir ihtiyaç içindeyiz hepimiz. herkes için en iyi yol bu. başka bir şeyi aklıma bile getirmek istemiyorum. zaten başka türlü nasıl olacak ki? bütün planlarımı bunun üstüne kurdum.
iyi olacak, iyi...
4.04.2008
bakalım

evet, 5 odaydı, 1 salondu. hiç görmemiştik ama olduğundan emindik, gazetelerde ona dair bir ilan arıyorduk, vardı, biliyorduk.
içeri giriyordun, küçük bir hol, sol tarafta bir tuvalete, sağ tarafta mutfağa açılıyordu. devam ediyordun, hemen karşıda L bir salon var, onun iki yanında da büyükçe iki oda... salonla ufaklığın odasının arasından bir merdiven çıkıyordu. eski tip bir şey, hani ahşap korkulukları olanından, kendisi de ahşap hani.
çıkıyordun o merdivenden, karşıda, solda ve sağda odalar. çatı katının hallicesi. ama tavanları kumar odası lambrisiyle kaplı olmayanından. çalışma odasının yanından genişçe banyo. işte o banyonun küçük seramiklerini biz yapacaktık. 7.5'a 7.5 yeni seramikler çıkmıştı o sıra, onlardan, gelişigüzel, düzeni kendinde olanlardan.
öbür odanın yanından da terasa çıkıyordun. küçük, üstünde sarmaşık teli vardı. sarmaşığını biz götürecektik, bir tanesi akşam sefasıyla kendini döllemeye çalışacaktı.
bir cumartesi gidip florya'daki seralardan sarmaşık alıyorduk sonra. dönerken imç'ye uğrayıp perde ısmarlıyorduk. yatak odaları için renkli tül perdeler, küçük çiçekli güneşlikler... salon için bel hizasında biten konsolu da marangoza ısmarlıyorduk. iki hafta sonra alacaktık.
alt kattaki küçük fransız balkonu için saksı ve mutfak için de küçük masa da yoldaydı. bütün bunlardan sonra iki hafta kalacaktı taşınmamıza.
aklımızdan güzel şeyler geçiyor, şeytanın bizi ara sıra yoklamasına da izin veriyoruz ama. "bütünüyle kuşkuda olmak"a rağmen yapmak istiyoruz. ne kadar süreceği belli olmayan bir maceraya girmiş olmak istiyoruz.
henüz çamaşırlığımız ve kilerimizin olduğu bodrum katımız yok. şimdilik sadece 5odamız ve 1salonumuz var. beşinci odayı da her an gelebilecek birileri için saklı tutuyoruz. deneyimiz tutarsa gönül rahatlığıyla buyur edeceğiz, iddiamızı tüm dünyaya gururla duyuracağız.
bakalım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





