2.25.2010

ayşegül sözlüğü - 5

sıka: kısa
tutak: kitap
çeçil: çekil
iptim: öptüm
popo: portakal
ne dedin beni: ne dedin bana (zamir tanrısı, buraya!)

2.19.2010

ezbere...


Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden
(...)
Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor
(...)
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum
'Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum'

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum
T.U.

2.13.2010

bi' an - otuz iki

- kolay gelsin. ben harici hard disk istiyorum.
- tabii, 300 dolarlıkları var, 250'ye var, 200'e de var.
- aa. ama ben daha ucuz istiyorum.
- ama işte en ucuzu 150 dolar.
- siz beni bu harici hard disklerin yanına götürür müsünüz?
- ...
- aaa. ama ben bunlardan istemiyorum.
- ...
- ben lipstick istiyorum.
- lipstick mi?
- yok, yok, tamam. joystick arıyorum aslında.
- ...
- ben anlatamadım galiba. şu bilgisayarların yanına takılan parmak kadar şeyler var ya, onlardan istiyorum.

2.01.2010

ayşegül sözlüğü - 4


"ayşegül hapşırınca ben ona diyorum ki, 'çok yaşa', o da karşılık veriyor: 'sen de bak'.
ama n'apsın değil mi, o mevzu da insanın bir çırpıda söyleyiverdiğinden çok daha karışık, çok yaşamak, uzun yaşamak, diğerinin de onun kadar uzun yaşayıp -ondan önce ölmeyip- onun yaşadığını görmesi... filan...
işte kısaca sen de bak, deyip geçebiliriz buraları..."

1.30.2010

bi' an - otuz bir

"çok güzel cevaplarımız yoktu, ama çok güzel sorular sorabiliyorduk."

taksim meydan, kırmızı ışık yeşile dönerken...


1.27.2010

olsa ya...

soul kitchen'da şef yardımcısı, garson, olmadı dj olmak istiyorum.

o bıçağa sahip olmak istiyorum.

filmin değil, mutfağın...


1.16.2010

bi' an - otuz

bu şehirdeki solculara ne oldu?

bazısı öldü.
ölmeyenler "oldu".
bazıları sıcak yatak aldı.
kimisi halvet oldu.
kimisi çocuk yaptı.
kimisi asker kaçağı,
bazısı vicdan batağı.
bazıları akşamdan kaldı.
akşamdan kalmayanlar grip olmuştu.
bir türlü grip olamayanların "abi, işleri çok yoğun".
çalışmayanlar evde, battaniye altında.
battaniyesi olanlar hem de televizyon karşısında.
televizyonu olmayanlar gitmişler.
gitmeyenler küsmüşler.
küsmeyenler geç kalmışlar.

1.08.2010

bi' an - yirmi sekiz


- facebook'tan öğrendiğim yegâne şey ne biliyor musun?
- ...
- ö.... ölmüş.
- yalan!
- doğru!
- neden?
- bilmiyorum. geçen sene bu zamanlar ölmüş.

ben ayşe - on üç



kızın elinde bir plastikten leopar oyuncağı...
çocuğa sorar:
"ukkucum, mu ni?"
ukku, bilgelikle:
"kanguyu"!

1.03.2010

ben ayşe - on iki

şok!
şöhret a.k. nerede basıldı?

sahnelerin yakından tanıdığı ünlü isim n'aparken yakalandı?
a.k. "cici"sinin bulaşıklarını yıkarken görüntülendi.
a.k. "evet, ona akşam yemeğinde dana döşü sarması ve safranlı pilav yaptım. yanında da kırmızı şarap içtik. ohh, sefamız olsun" diye konuştu.

a.k. gazetecileri kapıdan kovarken, "bulaşık makinemiz bozulmuştu. değil tabağını,
ben onun her şeyini yıkarım bi' kere" dedi.

a.k. ile alemlerde "ukku" adıyla anılan dj sevgilisi, evlerinden geç saatte çıkıp eğlenmeye giderken görüldü.

12.17.2009

ayşegül sözlüğü - 3






"o
çuçuk
minim
cicim."

(peyy! eğlence başladı!)

11.24.2009

ayşegül sözlüğü - 2

mamam: tamam
acii: acı mı?
dudu: su
tüt: süt
oppa: tavşan
çeçil: çekil
çüçük: küçük
çıçaaak: sıcak mı?
kalkam: kalkayım
alâm: alayım
tert: ters

11.20.2009

ayşegül sözlüğü - 1


enene: anneanne
abaam ben: ben ablayım
apa: otur
kaka: kanka
giydıycan: giymeyeceğim
gitdiycan: gitmeyeceğim
bok: yok
book: büyük
alaa: hayır

5.18.2009

bi' an -yirmi yedi

bahar '09

balıkesir apartmanı...

gece 11.30...

camda bir adam, 60 yaşlarında.

diyor ki: "bak, geldi işte, geldi".

kapıdan çıkıyor, bak geliyor işte.

ben ayşe - on bir


şarkılar söylüyor, içinde "anneee-dedeee"nin geçtiği.

bilmediğimiz, ama kesinlikle, dünya yüzünde bir zamanlar konuşulduğundan emin olduğumuz bir dilde konuşuyor. dilin, sesli harfleri az, sessizleri fazla. kuzey ülkeleriyle çekik gözlülerin dillerinin karışımı diyebiliriz kısaca. yani, en kısası böyle oluyor, yapacak bir şey yok.

"rüyanda kimi gördün" sorusuna sektirmeden "dede" diye cevap veriyor.

suyu çok seviyor, su akıyor, o bakıyor, etrafındakiler de o sırada kendisine yemek yedirmekle uğraşıyor.

kendisini "balım, kaymağım, tatlım" diye seven annesinin "maması" olduğunu sanıyor.

"seni ilk önce nerenden yemeye başlayalım" sorusuna çenesini göstererek cevap veriyor.

sevdiklerini öpmeyi çok seviyor, en çok sevdiklerini öperken "muhaaa" diye ses çıkarıyor.

böyle böyle "ayşegül" oluyor, insanın aklında kalıyor, gönlünü çeliyor, rüyasına giriyor.

11.11.2008

ben ayşe nasılım - on


müzeyyen söylüyor:
"benzemez kimse sana
tavrına hayran olayım
bakışından süzülen işvene kurban olayım"

10.22.2008

bi' an - yirmialtı






- ben o koç'u ahirette bulmak istiyorum.

- aa, sahiden, var mı öyle bi' imkânımız? bulur muyuz dersin?

- tabii ki var. çünkü bizi, ara sıra cehenneme ziyarete götürecekler.

- e, ama bu çok iyi haber!


10.20.2008

ben ayşe nasılım - on




uyumuyorum
ben.
uyumuyorum
işte!

erdek, eylül '08.

ben ayşe nasılım - dokuz


ben ayşegül.
bizim evdekilerin hepsi ayrı bi' leyla.
ben yürüyorum, arkamdan bakakalıyorlar.
koşuyorum, fısır fısır bi' şeyler konuşup gülüyorlar.
şarkı söylüyorum, dudakları kulaklarına varıyor.

konuşuyorum, kendilerinden geçiyorlar.
dansediyorum, benimle beraber en acayip dans figürlerini sergiliyorlar.
ben ayşegül, ben kendime gülüyorum, onlar bana gülüyor.
bizimkilerin hepsi bi' hoş!

sen ne büyük abimizdin t. özuslu!

Evet, aziz dostum, gerçekten benim; ama artık çok farklı bir benim… Nerelerde ve kimlerle olduğumu da balâda mezkûr iki ayrı mekân-insan manzarasından öğrendin işte. Bendeniz, evveli Mübarek Ramazan’da saçma-sapan bir trafik kazası geçirdim ve sol gözümü çok ucuz kurtardım. İbneler gözümle uğraşmaktan başka taraflarımı unuttular. Galiba hafif şiddette bir beyin travması da var ki, zaten ceviziçi kadar kalmış beynim hepten büzüldü gitti. Köy adı, cadde-sokak adı, insan adı zaten tanımazdı köhne hafızam, şimdilerde hepten kepir düştü. Ahali nutuk atmaya çağırıyor; kürsüde tık diye tutulup kalıyorum: “Hani MTA’da bir servis şefimiz vardı, Birmingham mezunuydu, hanımı da İngiliz’di, bendenizi İngiltere’ye yollayacaktı da gitmeyi reddettim diye çıldırdıydı, ‘Pembe Panter’ diye mahlas yakıştırdıydınız biçareye de öldü gitti, neydi adamcağızın adı yahuuu?...” Tipik bir bunak tablosu işte. Küçük Dostum’un adını bile unuttum; ama sizi unutacak kadar bunamadım henüz. Halâ oradaysanız eğer, üç vakitte “W Sokağı”na damlayacağım…

hastası olduğumuz madenci deli tayfun abi. balık pazarlarından, karaköylerden, eminönülerden telefon açıp "hangi balığı alalım da onu nasıl yapalım abi?" diye sorulabilen lagosçu tayfun abi. gelsin ya buraya, gecenin vaktinde sonsuzluk ve birgün'ü falan seyrederken uyuyakalsın ya koltuklarda. kocaman vücuduyla kocaman koltuğu küçücükmüş gibi göstertse ya. bize azıcık hayat görgüsü, yemek kültürü, kâm tozu serpse ya...